Yapılmamış imalat yapılmış gibi gösterilerek hakediş rapora düzenlenmesi resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu hk.(Yargıtay)

Özet

Yapılmamış imalat yapılmış gibi gösterilerek hakediş rapora düzenlenmesi resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturur. Bu şekilde birden fazla geçici hakediş raporu düzenlenmesi zincirleme (müteselsil) suç olarak kabul edilmelidir.


yargıtay mahkeme kararları ihale-soru-cevap ihalesorucevap.com

CEZA GENEL KURULU

E. 2003/6-12

K. 2003/76

KARAR : Sanıkların resmi evrakta sahtekarlık suçundan cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık;

 

1- Suça konu hak ediş raporlarında, müteahhit bölümünde yer alan imzaların sanık …'in eli ürünü olup olmadığının saptanması bakımından bilirkişi raporu almak suretiyle soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği,

 

2- Somut olayda sanık …'in eyleminin zincirleme suç oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi,

 

3- Sanıklar hakkında alt sınırdan ayrılarak ceza belirlenirken ve TCY.nın 80. maddesi uygulamasında artırım oranının yüksek tutulmasında yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediği noktalarında toplanmaktadır.

 

Bu itiraz nedenleri sırasıyla ele alınıp incelendiğinde;

 

1- Birinci itiraz nedeni soruşturmanın genişletilmesi ile ilgili olup, önsorun oluşturduğundan bu husus öncelikle ele alınıp değerlendirilmelidir;

 

Gerek yerleşmiş yargısal kararlarda, gerekse öğretide genellikle kabul gören görüşe göre evrakta sahtekarlık suçlarının hukuki konusu, kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir.

 

Mahkemece, resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğeler incelenmeli, belgenin niteliği ve nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığı saptanmalıdır. Ancak, aldatma gücü kavramının değişken ve göreceli bir kavram olması nazara alındığında açıklanan yöntemle sonuca ulaşılamazsa ya da tahrifat konusunda doğabilecek tereddütlerin giderilmesinde mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne de başvurulabilir.

 

Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;

 

Hanak ilçesi Tarım Sitesi inşaatı ile ilgili olarak, İl Bayındırlık Müdürlüğü kontrol mühendisi olan sanık … tarafından düzenlenen geçici hakediş raporlarında sanık …'in de ortağı olduğu müteahhit Aslantürk İnşaat Şirketinin hiç ya da tam olarak yapmadığı imalatların tam olarak yapılmış gibi gösterilmek suretiyle fazla para ödenmesine neden oldukları sanıkların savunmaları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı ile sabittir. Suça konu geçici hakediş raporlarının memur olan sanık … tarafından düzenlendiğinde ve sanık …'in ortağı olduğu inşaat şirketinin, içeriği itibariyle sahte olan bu raporlara dayalı olarak hak etmediği halde yapmadığı işlerin parasını aldığı hususlarında bir kuşku bulunmamaktadır. Geçici hakediş raporlarında müteahhit firma adına sanık … ya da şirketin diğer bir ortağı olan kardeşi…………'e ait imzanın yer almasının suçun oluşumuna bir etkisi bulunmamaktadır. Çünkü, ne müteahhit firmanın ortağı olan sanık … ne de firmanın diğer yetkilileri, geçici hakediş raporları ile belirlenen haksız bedelleri almadıklarını ileri sürmedikleri gibi, hakediş raporlarında belirtilenlerin aksine bazı imalatların hiç yapılmadığı, bir kısmının ise eksik yapıldığı bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır.

 

O halde, nesnel ölçülere göre birçok kimseyi aldatabilecek nitelikteki, içeriği itibariyle sahte olan ve resmi belge niteliğinde bulunan geçici hakediş raporlarının memur olan sanık … tarafından, bir çoğunun inşaat mahalline dahi gidilmeden düzenlemiş olması, sanık …'in ortağı olduğu şirket adına da bu nitelikleri bilinerek imzalanması ve haksız yarar sağlanması hususları bir bütün halinde nazara alındığında artık, sanıkların irade birliği içinde gerçekleştirdikleri bu eylemlerinde TCY.nın 340. maddesinin yollamasıyla 339. maddesindeki suçun unsurları oluşmuştur. Bu nedenle Yerel Mahkemece yapılan soruşturma yeterli olup, suça konu bu belgelerdeki imzaların sanık …'in elinin ürünü olup olmadığının araştırılması suretiyle soruşturmanın genişletilmesine gerek yoktur.

 

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının soruşturmanın genişletilmesine ilişkin itirazı yerinde değildir.

 

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Kurul Üyesi ise, Yargıtay C.Başsavcılığının soruşturmanın genişletilmesine ilişkin itirazı haklı nedenlere dayandığından kabulüne karar verilmelidir görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

 

2- Sanık …'in sabit olan eyleminin zincirleme suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin uyuşmazlığın incelenmesinde;

 

Zincirleme ( müteselsil ) suçun varlığı için bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, bunlardan birisi birden fazla suçun ( neticenin ) bulunması, diğeri; bu suçların yasanın aynı hükmünü ihlal etmeleri, sonuncusu ise, birden fazla suçun aynı suç işleme kararına bağlanmasıdır.

 

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, sanıkların birden çok geçici hakediş raporunu sahte olarak düzenleyip, bunları kullanmak suretiyle yapılmamış işlerin paralarını Devletten tahsil ettikleri sabittir. Sanık …, ortağı olduğu firmanın, yapmadığı ya da eksik yaptığı imalatların paralarının tahsil edilmesinde kullanılan geçici hakediş raporlarının sahte olduklarını bilmekte olup, sahte belgelerin bu firmanın bir yetkilisi tarafından imzalanmış bulunması karşısında yalnızca imzaladığı tek belgeden sorumlu tutulacağını kabul etmek olanaksızdır. Bu nedenle sanığın aynı suç işleme kararı ile hareket ederek diğer sanık … ile birlikte birden fazla sahtecilik suçu işlediği anlaşılmakla, Yerel Mahkemece hakkında teselsül hükümlerinin uygulanması isabetlidir.

 

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının, sanık … hakkında TCY.nın 80 maddesinin uygulanmaması gerektiğine ilişkin itirazı da yerinde değildir.

 

3- Sanıklar hakkında alt sınırdan ayrılmak suretiyle ceza belirlenirken ve TCY.nın 80. maddesinin uygulanmasında artırım oranının yüksek tutulmasında gösterilen gerekçelerin yasal ve yeterli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;

 

Hakim iki sınır arasında temel cezayı belirlerken, TCY.nın 29. maddesinin son fıkrasında örnekseme yöntemiyle belirtilen şekilde gerekçe gösterecektir. Yasa koyucu, bu suretle cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hakimin, her olayın özelliğine ve failin kişiliğine göre, gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirlemesi olanağını sağlamıştır. Anılan maddede öngörüldüğü üzere bu gerekçe, sanığın kişiliği, olayın işleniş yer ve biçimi, nedeni ve işlenmesindeki özellikler ile zarar ya da tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.

 

Öte yandan yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere, yasada iki sınır arasında artırma veya eksiltme yapılabileceği öngörülen hallerde hakim, yasal gerekçesini göstererek ya da takdire dayanarak hüküm kurmakta serbesttir. Takdirde yanılgıya ya da çelişkiye düşülen hallerde denetim yapılması olanaklıdır.

 

Yerel Mahkemece sanıklar hakkındaki temel ceza belirlenirken aynen, "suç tarihine göre haksız olarak elde edilen menfaatin değerine göre sanıkların şahsi ve sosyal durumlarına, suçun işleniş şekli nazara alınarak takdiren ve teştiden" gerekçesine dayanılarak alt sınırdan uzaklaşılmış, TCY.nın 80. maddesinin uygulanmasında ise cezanın "takdiren 1/4 oranında" artırılması ibaresine yer verilmiştir.

 

Somut olay bu değerlendirmeler ışığında ele alındığında;

 

Sanıkların 11.04.1990 ile 20.08.1991 tarihleri arasında sahte olarak düzenledikleri dokuz adet geçici hakediş raporu ile hiç yapılmayan ya da eksik yapılan imalatlar nedeniyle bilirkişi raporuyla belirlendiği üzere Devletten haksız olarak toplam 399.939.712 lira aldıkları sabittir. O halde sanıkların neden oldukları zararın ağırlığı, bir yılı aşkın sürede birçok kez gerçekleştirilen sahtecilik eylemlerinin sanıkların kastlarının yoğunluğunu göstermesi nazara alındığında dosya kapsamına uygun olarak, öznel ve nesnel ölçüler gözetmek suretiyle alt sınırdan bir yıl ayrılarak temel cezayı belirleyen ve takdire dayanmak suretiyle de TCY.nın 80. maddesinin uygulanmasında yüksek artırım oranının tercih eden Yerel Mahkeme kararı isabetli olup, gösterilen gerekçeler yasal ve yeterlidir.

 

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının temel cezanın alt sınırdan ayrılma gerekçesinin yasal ve yeterli olmadığına ilişkin itirazı yerinde değildir.

 

Ancak, hüküm tarihinden sonra 01.01.2002 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 471. maddesinin sanıkların lehine olan hükmü nazara alındığında, Yerel Mahkemece TCY.nın 33. maddesinin uygulanmasında, "sanıkların ceza süresi içinde yasal kısıtlılık altında bulundurulmalarına" ibaresine yer verilmesi yasaya aykırı olup, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu değişik gerekçe ile kabulüne, bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY.nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

 

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 15.11.2002 gün ve 10909-12995 sayılı kararının KALDIRILMASINA, Ardahan Ağır Ceza Mahkemesinin 13.02.2001 gün ve 47-39 sayılı hükmünün, 01.01.2002 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 471. maddesi hükmü nazara alınarak TCY.nın 33. maddesinin uygulanmasındaki isabetsizlik nedeniyle BOZULMASINA, bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY.nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasında yer alan "sanıkların ceza süresi içerisinde yasal kısıtlılık altında bulundurulmalarına" ibaresi çıkartılarak yerine "hapis halinin sona erdirilmesine kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulmalarına" açıklaması eklenmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 01.04.2003 tarihinde birinci uyuşmazlık nedeni yönünden oyçokluğuyla, diğer nedenlerde oybirliğiyle karar verildi.

 


İhaleSoruCevap İstatistikler


Analiz

Makale

Sayaç

Karar

Soru Cevap